Küresel Ticaret Resesyon Kesinleşti, Korumacılığa Bağlı Çifte Darbeye Karşı Dikkat

2020 yılının ilk çeyreğinde mal ticaretindeki daralmanın 2009 yılının ilk çeyreğinden beri görülen en kötü daralma olması hikâyenin sadece başlangıcı. Hazırladığımız Ticaret İvmesi Endeksimiz 2.Ç.’te daha da güçlü bir daralma olabileceğine işaret ediyor (bknz. Şekil 1). Nisan ayında çoktan yıllık %13’lük bir düşüş kaydedildi. Mart ayında üst üste üçüncü kez negatif büyümenin gelmesiyle (aylık -%1,4 ve yıllık -%4,3) ticaret ilk çeyrekte çeyreklik bazda %2,5 daraldı. Mart ayında Çin’de ekonominin yeniden faaliyete geçmesiyle ihracatta aylık %12,4’lük bir artış oldu (yıllık +%2,3) ama Avrupa’da -bölgenin en büyük ekonomilerinin faaliyetlerini askıya almasından dolayı- ihracat aylık %7,7’lük düşüşle (yıllık -%10) en büyük darbeyi aldı. Nisan ayında dünya GSYH’sinin yarısının kilit altında kalmaya devam etmesi ve Çin ihracatının eksik talep ile tutukluk yapması nedeniyle ihracatın ikinci çeyrekte dibi görmesini bekliyoruz -ihracata yönelik siparişlerin daha da zayıflaması da zaten buna işaret ediyor.       

Dünya mal ticareti fiyatları Mart ayında daha da gerileyerek (aylık -%3,6) 1.Ç. rakamındaki düşüşü -%6,2’ye çekti. Bu durum; petrol fiyatı şoku ve (Çin ve Avrupa’dan gelen talebin birden durmasıyla) emtia fiyatlarındaki genel düşüşten ve aynı dönemde doların belirgin şekilde değer kazanmasından kaynaklandı. Fiyat etkisi, ihracatçılar için talep şokunu ağırlaştırarak ihracat gelirleri üzerinde baskı yaratıyor. 

Henüz bu resme dahil bile olmayan hizmetler sektörü ticareti ilk çeyrekte çok daha kötü çift haneli bir daralma yaşadı. Seyahat ve ulaşım hizmetlerinin dünya çapında tepe taklak düşüşe geçmesi hizmetler sektörünün çok daha olumsuz etkilenmesine neden oldu. Yerel bazda karantina önlemleri gevşetilse bile ulaşım ve seyahat kısıtlamaları çok daha uzun süre devam edeceği için hizmetler sektöründe toparlanmanın gerçekleşmesi çok daha fazla zaman alacaktır. Bu nedenle, küresel mal ve hizmet ticaretinin bu sene sonunda kriz öncesi seviyesinin %90’ının üzerine çıkmasını beklemiyoruz.

Şekil 1: Dünya mal ticareti ve EH Ticaret İvmesi Endeksi

Şekil 1: Dünya mal ticareti ve EH Ticaret İvmesi Endeksi

Bu şirketler açısından ne anlama geliyor? 2020 yılını en kötü geçirecek sektörün enerji sektörü olmasını bekliyoruz (733 milyar USD’lik ihracat kaybıyla). Onu, metal (-420 milyar USD) ve ulaşımla otomotiv üreticileri (her iki sektörde de -270 milyar USD kayıp) izleyecek. Mutlak değer olarak bakıldığında; Makine ve teçhizat, tekstil ve otomobil tedarikçileri daha az kayıp yaşayacak olsa da, ihracatlarının değeri % 15’ten fazla düşecektir. Krizden zarar görmeyen sektörler sadece, yazılım ve bilişim hizmetleri (51 milyar USD ihracat kazancı) ve ilaç (USD27 milyar) sektörleri olacaktır. Sermaye piyasaları da bahsettiğimiz sektörlerde ciddi zararlar olacağını fiyatlandırıyor; sene başından bu yana MSCI1  Enerji endeksi %37 değer kaybı yaşadı, otomobil sektörü %18, ulaşım %16 ve metal ve madencilik %11 değer kaybetti. Toplam MSCI dünya endeksi de %12 değer kaybı yaşadı. Bankacılık sektörü hisselerinde de -%39’luk şaşırtıcı bir düşüş oldu. 

Şekil 2: 2020 yılı sektörler bazında ihracatta değişim (milyar USD) ve 2019 yılı toplam ihracat içindeki payı (%) 2019 toplam ihracatının payı olarak 2020 ihracat değişikliği (%) 2020 yılı ihracatta değişim 2019 yılıyla karşılaştırma (milyar USD)

Şekil 2: 2020 yılı sektörler bazında ihracatta değişim (milyar USD) ve 2019 yılı toplam ihracat içindeki payı (%) 2019 toplam ihracatının payı olarak 2020 ihracat değişikliği (%) 2020 yılı ihracatta değişim 2019 yılıyla karşılaştırma (milyar USD)

En çok hangi ülke kayba uğrayacak? 2019 yılıyla karşılaştırıldığında bu sene neredeyse hiçbir ülke ihracatında artış yaşayamayacak. İhracat değeri bakımından en büyük toplam zararı görecek ülkeler sürpriz olmayacak şekilde en büyük ihracatçılar: Çin (-275 milyar USD), ABD (-246 milyar USD) ve Almanya (-239 milyar USD). Ülkeleri ihracat kayıplarının mutlak değerleri ve 2019 yılı toplam ihracatı içindeki payları bakımından sıraladık. Mutlak değer ve toplam ihracattan pay bakımından ihracat kaybı en yüksek olabilecek ülkeler arasında: Rusya, İngiltere, Meksika, İspanya, BAE, Belçika ve Suudi Arabistan yer alıyor.    

Şekil 3: 2020 ülke bazında ihracatta değişim (milyar USD) ve 2019 yılı toplam ihracat içindeki payı (%)

Şekil 3: 2020 ülke bazında ihracatta değişim (milyar USD) ve 2019 yılı toplam ihracat içindeki payı (%)
Şekil 4: Ülke bazında toplam ihracatta değişim (milyar USD)
Şekil 4: Ülke bazında toplam ihracatta değişim (milyar USD)

Son olarak, tıbbi ürünler üzerinde kısa vadeli korumacı önlemler, ekonomik vatanseverlik söyleminin yeniden canlanması ve üretim faaliyetlerinin yerel sınırlara geri taşınmasına dair duruşlar iyileşme aşamasındaki tedarik zincirlerinde yeniden aksaklıklar yaratabilir ve yılın ikinci yarısında ekonomik faaliyetlerin yeniden başlamasını yavaşlatabilir. Yakın zamanda Çin, Avusturalya’dan yapılan arpa ithalatını %80’lik bir tarife ile tokat vururken, Pekin’in Covid-19 krizindeki rolüyle ilintili suçlamalar arttıkça ABD’nin Çin’den yapılan ithalata yönelik vergiler getireceğine dair söylentiler de çoğalıyor. Kısa vadeli önemsiz ticari tartışmalar güveni sarsabilir, piyasaları ürkütebilir ve yatırım döngüsünü durdurabilir. Ekonomi tarihçileri, 1930’ların Büyük Buhranının kısıtlayıcı ticaret politikalarının benimsenmesiyle daha da ağırlaşmış olabileceğini gösterdiler. 2019 gibi yakın bir zamanda, ABD ile Çin arasındaki ticari anlaşmazlığın ve bunun imalat sanayiinde yarattığı durgunluğun, küresel ticarette 300 milyar dolardan fazla kayba yol açtığını gördük.

Orta vadeli politika değişiklikleri de bu dönemde takip edilmelidir. ABD ticaret temsilcisi offshoring’in (üretimin ülke dışında yapılması) sona ermesinin çok iyi olacağını vurgularken Avrupa parlamentosu “tedarik zincirlerinin AB içinde yeniden entegrasyonunu desteklediğini” ilan etti. Üretimi Çin’den geri çekme ve Çin ekonomisinden ayrılma yönünde genel bir hareket mantıklı olabilir mi?    

Öncelikle, Çin imalatına bağımlılık son 20 yılda arttı ve üretimin yeniden merkeze dönmesini daha zor hale getirdi: Çin’in imalat sanayi üretiminin dünyanın toplam imalat sanayi üretimi içindeki payı 2004 yılından beri iki kattan daha fazla artmış olmakla kalmadı, ülkelerin Çin menşeli girdilere doğrudan ya da dolaylı bağımlılıkları da arttı (Baldwin and Evenett, 2020). Zira, Çin sadece ABD için önemli bir girdi tedarikçisi değil, aynı zamanda; Almanya, Japonya, Meksika ve Kanada için başlıca otomobil parçası tedarikçisi de… Bu ülkeler, ABD merkezli otomobil üreticilerine sattıkları otomobil parçaları ve bileşenleri yaparken Çin girdilerini kullanıyor ve bu da Çin’e görünenden çok daha fazla dolaylı bir bağımlılık yaratıyor.   

 İkincisi, üretimin yeniden merkez ülkeye taşınması her zaman riskleri azaltma anlamına da gelmek zorunda değil. Bu durumda tüm yumurtalar aynı sepete konduğu için bir kriz döneminde dönemsellik riski de ortaya çıkabilir. Tüm sektörlerin ekonomideki iç dalgalanmalara maruz kaldığını düşünün. Eğer bir ekonomi karantina önlemlerine geçiş yaparsa ve tüm fabrikalarda üretimin durdurulması gerekirse yerel olarak ihtiyaç duyduğu her şeyi üretemeyebilir.      

Üçüncüsü, üretimin yeniden merkez ülkeye kaydırılması yükselecek işçilik maliyetlerinin tüketiciye aktarılmasına yol açacağından artan sosyal sosyal hoşnutsuzlukla bağdaşmayabilir. Stratejik bağımsızlık politika yapıcılar tarafından lanse ediliyor olsa da, otomobiller veya günlük elektronik eşyalar gibi önemli dayanıklı malların fiyatlarının artması hoş karşılanmayacak ve politik olarak hassas olabilecektir. Son olarak, siyasi tartışmalar bir kenara bırakılırsa işletmelerin üretimlerini yeniden merkez ülkelerine kaydırmalarına yönelik ortada zaten bir teşvik yok ve bu tarz teşviklerin olması ancak ciddi kamu finansmanıyla olabilir ki bu finansman da muhtemelen vergi mükelleflerine yansıtılacaktır. Şirketler bunun için karlılıklarından vazgeçer mi?

Ricardo’nun karşılaştırmalı üstünlük modelini es geçmeyi ve işçiliği işçi maliyetlerinin daha ucuz olduğu yere kaydırmaya bir alternatif üretebilmeyi tüm hükümetler becerebilir mi? Şu anda, iddialı politika duruşları ve bunlara yönelik teşvikler arasında bir tutarsızlık var gibi görünüyor.  Ancak, aksaklıklar sadece ticaret kanalıyla sınırlı kalmayabilir. Doğrudan yabancı yatırım taramalarının daha da sıkılaştırılması sınır ötesi sermaye akışını da yavaşlatabilir.

OECD’ye göre, son yıllarda, küresel Doğrudan Yabancı Yatırım girişlerinin yaklaşık %55 ila %65’i sektörler arası DYY inceleme süreçlerini uygulayan ülkelere gitti -1990’lı yılların çoğunda güvenlik amaçlı taramaya maruz kalabilecek küresel doğrudan yabancı yatırım girişlerinin iki katı… AB ve İngiltere’nin tarama kurallarını potansiyel olarak güçlendirmesiyle Covid-19 krizinin bu eğilimi hızlandırması muhtemel. UNCTAD, 2020-2021 döneminde küresel DYY akışlarının %40’a varabilecek ciddi bir düşüşle son 20 yılın en düşük seviyesine gerileyebileceğini öngörüyor.