Dünya hızla Doğu'ya yöneliyor

18 Ocak 2021

Yönetici Özeti:

Covid-19 krizi küresel ekonomik dengenin Asya'ya kaymasını hızlandırabilir. Dünyanın ekonomik ağırlık merkezini (DEAM) hesapladık ve 2002'den beri Asya'ya doğru bir kayma olduğunu gördük. Asya-Pasifik bölgesinin Covid-19 krizi sonrası daha erken toparlanmaya başlaması ileride bu kayma hızının önceden öngörülenden 1,4 kat daha hızlı olabileceğini gösteriyor. 2030'a kadar, DEAM'ın; Çin, Hindistan ve Pakistan'ın birleşim yerine yakın bir bölgeye yerleşebileceğini görüyoruz. Halbuki bu merkez, 2007 yılına kadar Atlantik Okyanus’unda yer alıyordu.
Çin, Covid-19 sonrası dünyada göreceli olarak kazanan durumunda ve GSYH'si gelişmiş ekonomilere göre ve kriz öncesi izlediği uzun vadeli büyüme eğrisine kıyasla iki yıl önde gidiyor. Çin, Covid-19 şokundan dünyanın geri kalanından daha önce çıktı ve yetkililer şimdiden uzun vadeli planlar yapıyor. Nitekim, 2019 yılı sonunda Çin ile ABD’nin GSYH’lerinin 2032 yılında eşitlenmesini bekliyorduk ama artık bunun 2030 yılında gerçekleşeceğini öngörüyoruz.
Buna ek olarak serbest ticaret anlaşmaları, Asya-Pasifik ticaret entegrasyonunun güçlenmesine yardımcı olacaktır. Bölge içi ticaret, bölgenin toplam ticaretinin büyük bir bölümünü oluşturuyor (2010'larda ortalama %74) ve ekonomiler arası ticaretteki görece yüksek tamamlayıcılık, bu durumun muhtemelen devam edeceğini gösteriyor. Yakın zamanda imzalanan Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık, bölgede ticari entegrasyonun güçlenmeye devam edeceğinin önemli bir işareti.
Bölgesel ticari entegrasyonun artmasından en çok hangi ülkeler faydalanacak? Çin, Güney Kore, Singapur ve Japonya. Bölgedeki; ihracat uzmanlığı ve rekabet gücü ile ticaret tamamlayıcılığına bakıldığında; Çin, Güney Kore, Singapur ve Japonya'dan yapılan ihracatın özellikle rekabetçi ve bölgenin geri kalanıyla tamamlayıcı olduğunu görüyoruz. Çin ve Japonya, küresel olarak en çok ticaret yapılan sektörlerde belirgin şekilde daha yüksek rekabet gücüne sahip.
•  Bunun politikayı belirleyenler ve şirketler için anlamı ne? Küresel ekonominin ağırlık merkezinin ve özellikle ABD-Çin rekabetindeki dengelerin kademeli olarak değiştiği bu süreçte, politika yapıcılar ve şirketler bu süreçten olumsuz şekilde etkilenmeden çıkmanın yolunu bulmak için çabalayacak. Pek çok ekonomi (örneğin AB) Asya ile ticari bir strateji belirlerken ABD ile ittifakı korumaya çalışacak. Asya-Pasifik'teki ticaret anlaşmaların standartları bazen daha az kısıtlayıcı olduğundan, şirketlerin de bölgeler arasında potansiyel olarak farklılık gösteren rekabet ortamlarına dikkat etmesi gerekecek. Sektörel olarak bakıldığında, mekanik cihazlar ve elektrikli ekipmanlar sektöründe Asya’da daha fazla ticaret ve yatırım entegrasyonu bekliyoruz.

Geçtiğimiz birkaç on yılda, küresel ekonomik güç dengesi değişti. Gelişmiş ekonomiler 2000 yılında küresel GSYH'nin yaklaşık yüzde 80'ini temsil ederken, bu oran 2019 yılında yaklaşık yüzde 60'a geriledi ve söz konusu 20 puanlık düşüşün 8’ini Asya-Pasifik bölgesi kaptı. Küresel ekonomideki bu değişimin hızını ve Covid-19 krizinin buna etkisini anlamak için, dünyanın ekonomik ağırlık merkezinin konumunu hesapladık (DEAM, metodoloji için bakınız Ek 1). Hesaplamalarımızın sonuçlarını Şekil 1'de görebilirsiniz.

Üç eğilim göze çarpıyor: Birincisi, DEAM açık şekilde Asya'ya doğru kayması. Hesaplamalarımız, 1990'ların sonunda bunun ters yönde (ABD'ye doğru) gittiğini, 2001'de ters eğilimin durduğunu ve 2002'de geri döndüğünü gösteriyor. Bu dönemler, gelişmiş ekonomilerde büyümenin gerilemeye başladığı ve Çin'in Dünya Ticaret Örgütü'ne girdiği yılların sonrasını işaret ediyor.

İkincisi, Asya-Pasifik bölgesinin Covid-19 krizi sonrasında dünyanın diğer bölgelerine göre daha hızlı toparlanmaya başlamasının, önümüzdeki yıllarda bu süreci hızlandırabilecek olması. 2020-2021 yılları arasında, ağırlık merkezinin doğuya doğru yıllık ortalama ilerleyişi, 2015-19 arasında gözlenen ortalamanın yaklaşık 1,8 katı olacaktır. Yine salgından dolayı, DEAM’ın doğuya doğru kayması 2020-2024 döneminde, Covid-19 krizinden önce aynı dönem için öngörülen uzun vadeli büyüme ortalamalarına kıyasla 1,4 kat hızlanacaktır.

Son olarak, 2030'a kadar, uzun vadeli tahminlerimize dayanarak, DEAM'ın; Çin, Hindistan ve Pakistan'ın birleşim yerine yakın olabileceğini gördük. Bu öncelikle Çin’in dünya ekonomisinin ağırlık merkezi üzerindeki çekim gücünü yansıtıyor. Ama aynı zamanda Asya'daki diğer yükselen ekonomilerin (özellikle Hindistan) çekim gücünü de yansıtıyor. Aslında, Asya-Pasifik’in bölgesel ekonomik ağırlık merkezi tamamen Çin’de değil. 1998'den 2030'a kadar olan dönemde, merkezin, Güney Kore'nin güneyinden Çin'in Sichuan eyaleti civarına (ülkenin coğrafi merkezinden yaklaşık 1400 km uzaklıktaki güneybatısına) hareket ettiği görülüyor.


Şekil 1: Dünya Ekonomisinin Ağırlık Merkezi
Mavi noktalar: 1998-2019. Turuncu noktalar: 2020, 2025 ve 2030 için yeni tahminlerimiz Yeşil noktalar: 2020, 2025 ve 2030 için, 2019 yılı son çeyreğinde yaptığımız tahminler. Gri noktalar: ABD, Almanya, Hindistan, Çin ve Japonya'nın coğrafi ağırlık merkezi.

Kaynaklar: Euler Hermes ve Allianz Araştırma

 

 

Figure 1: World economic center of gravity
Kaynak: Euler Hermes, Allianz Research
Çin ekonomisi, Covid-19 salgınının neden olduğu benzeri görülmemiş ekonomik şokun yaralarını diğer ülkelere kıyasla daha hızlı sardı. GSYH’si 2020 yılında yüzde 2,3 büyüdü; Buna karşılık küresel ekonominin aynı dönemde yüzde 4,2 küçüldüğünü öngörüyoruz. Ayrıca, 2021 yılında Çin’deki toparlanmanın güçlenmesini bekliyoruz (dünya ekonomisi için büyüme tahminimiz yüzde 4,6’yken Çin için yüzde 8,2). Salgının daha erken fakat nispeten daha küçük bir boyutta ortaya çıkması, hızlı politika tepkisi, kamu sektörünün yaygınlığı ve bazı beklenmedik etkiler, ülkenin performansının daha iyi olmasını açıklayan birkaç unsur. Nitekim, küresel düzeyde 1 milyon kişi başına Covid-19 vakası sayısı yaklaşık 8000'ken Çin’de 64’tü. Yüksek frekanslı ekonomik faaliyet göstergeleri de Çin ekonomisinin diğer ekonomilere kıyasla 2020 yılında daha sığ bir çukura girdiğine işaret ediyor (Şubat başında Çin’de faaliyetlerde gerileme yaklaşık yüzde 50 iken, ABD ve Batı Avrupa için Nisan ayında gerileme yüzde 60 ila yüzde 75 arasında değişim gösterdi). Şoka karşı güçlü politika desteği verildi: 2020 yılında mali teşvik paketlerinin büyümeye katkısının ABD'de ve Almanya’da sırasıyla 1,7 ve 1,3 puan Çin'de ise 4,1 puan olduğunu tahmin ediyoruz. Çin'de kamu sektörünün yaygınlığı, toparlanmanın daha geniş bir tabana yayılmasından önce politika önlemlerinin uygulanmasını ve ekonominin yeniden faaliyete geçmesini kolaylaştırmış olabilir. Veriler, kamu işletmelerinin, kriz zamanında (kârsız olsa bile) ekonomik faaliyetlerini ve istihdamı sürdürmeleri istendiği için daha iyi korunmuş olduğunu gösteriyor . Son olarak, Çin, salgına ilk giren ve çıkan ekonomi olmanın avantajlarını da kullanmayı bildi ve güçlü bir ihracat performansı sergileyerek küresel ihracat pazarındaki payını artırdı (daha fazla ayrıntıya önceki yayınımızdan ulaşabilirsiniz).    

Ekonomik toparlanmanın güçlenmesi ve daha geniş tabanlı hale gelmesi ile Çin, 2020 yılının   son çeyreğinde para politikası desteğini geri çekmeye başladı. Böylece, 2020'nin son iki ayında kredi büyümesi yavaşladı. Burada amaç, uzun vadeli finansal riskleri kontrol etmek için sermaye piyasalarına (özellikle kurumsal tahvil piyasasına) disiplin getirmek. Dünyanın geri kalanında çoğu politika yapıcının hala tam gevşeme noktasında olduğu düşünülürse, bu, politika normalleşmesi ve bunun uzun dönemli sonuçları konusunda da Çin'in, dünyanın geri kalanından da bir adım önde olduğu anlamına geliyor.

Çin ekonomisinin üstün performansı ve kriz dönemi uyguladığı ekonomi politikalarının uzun vadeli etkilerinin muhtemelen daha az yara bırakacak olması, ülkenin Covid-19 sonrası dünyada göreceli kazanan olarak konumlanmasının yolunu açıyor. Kriz öncesi uzun vadeli büyüme yoluna kıyasla, Çin’in gelişmiş ekonomilere göre iki yıl daha kazançlı çıkabileceğini tahmin ediyoruz (bkz. Şekil 2). Daha spesifik olarak, Çin’in ile ABD’nin GSYH’lerinin artık 2030 yılında eşitlenmesini bekliyoruz. Covid-19 krizinden önce bunun 2032’de gerçekleşeceğini öngörüyorduk. 2020-21 yıllarında ortaya çıkacak yakalama etkisi büyük ihtimalle 2015-19 yıllarındaki ortalama yakalama hızının 2,5 katından daha fazla olacak. Nominal olarak (cari ABD doları), Çin'in GSYH'si 2015 yılında ABD GSYH'sinin yüzde 61'i kadarken 2019 yılında bu oran yüzde 67'ye yükselmişti. Şimdi bu oranın 2021 yılında yüzde 75'e ulaşmasını bekliyoruz. Küresel salgından önce ise 2021 yılında bu oranın yüzde 71'e ulaşmasını bekliyorduk.   

Şekil 2: Çin GSYH’sinin ABD GSYH’sine oranı (nominal), Covid-19 krizi öncesi ve sonrası
Figure 2: Ratio of China-to-US nominal GDPs, pre and post Covid-19 crisis
Sources: National sources, IMF, Euler Hermes, Allianz Research
Elbette, bu uzun vadeli yolda ortaya çıkabilecek bazı potansiyel engeller var: Kamu sektörünün yaygınlığı; kapasite fazlası, artan borçlar, şirketlerin zombileşmesi ve teknolojik ilerlemenin yavaşlaması (buradan önceki yayınımıza bakın) gibi uzun vadeli riskleri arttırabilir. Çinli yetkililer, 14’üncü beş yıllık plan (2021 2025) ve 2035 yılı vizyonuyla bu yapısal riskleri çözmeye çalışıyor ve uzun vade için hazırlık yapıyor. Çift yönlü büyüme stratejisiyle ana nihai hedeflerden birinin endüstriyel özerkliğe ulaşılması (iç pazarı ve Ar-Ge'yi artırarak ve ithalata olan bağımlılığı azaltarak) olduğu ve bir yandan da ticaret ve sermaye akışlarının serbestleştirilmeye devam edileceği yeniden teyit edildi.

 

Covid-19 sonrası dünyada, Asya-Pasifik bölgesindeki ekonomik ve ticari entegrasyon daha fazla serbest ticaret anlaşmasıyla canlanabilir. Küresel büyümenin güç merkezlerinden birkaç tanesini barındıran küresel ekonomik denge, bölge lehine kayabilir. Asya-Pasifik'te bölge içi ticaret, diğer bölgelere kıyasla zaten çok yüksek. Bölgenin toplam ticareti içinde kendi aralarındaki ticaretin oranı 2010’lu yıllarda ortalama yüzde 74'tü (bkz. Şekil 3). Asya-Pasifik ekonomileri, ortalama olarak bakıldığında bölgesel ticari ortaklarıyla nispeten güçlü tamamlayıcılık da sergiliyor (bkz. Sonraki bölüm ve Ek 3). Toplam küresel ticaret içinde, Asya-Pasifik'teki bölge içi ticaretin payı da büyük. 2010'lu yıllarda ortalama yüzde 25 olan bu oran, AB27 ve NAFTA için sırasıyla yüzde 17 ve yüzde 6’ydı.

Şekil 3: Bölge içi ticaret payları (%)

Figure 3: Intra-regional trade shares (%)

Asya-Pasifik / ASEAN +5 (RCEP) / AB27 / NAFTA / Latin Amerika / Afrika

Not: ASEAN + 5,  ASEAN ülkelerine ek olarak Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklığın (BKEO) imzacıları olan Avustralya, Çin, Japonya, Güney Kore ve Yeni Zelanda’yı içerir.

Kaynaklar: Uluslararası Ticaret Merkezi, Euler Hermes, Allianz Araştırma

Kasım 2020'de ASEAN ve beş ülke arasında imzalanan Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık (BKEO), bölgede devam eden ve güçlendirilen entegrasyon lehine güçlü bir sinyaldi. Özellikle, ortak menşe kuralının bölge içi ticareti yılda yaklaşık 90 milyar ABD doları artırabileceğini gördük. Ayrıca, diğer serbest ticaret anlaşmalarına kıyasla BKEO'da kısıtlayıcı kuralların daha az olması, bölge içindeki ticaret alışverişleri için daha az engel anlamına gelebilir. ABD ve AB'nin dahil olduğu müzakerelerde kaçınılmaz olan çevre ve çalışma standartları için hiçbir hüküm yok. Diğer bir örnek de BKEO tarafından oluşturulan ortak menşe kuralında, malların BKEO menşeli kabul edilmesi için bölgesel içeriğin yüzde 40 olmasının yeterli olmasıdır. Karşılaştırma yapmak gerekirse, 2018'de imzalanan ABD-Meksika Kanada Anlaşması, ortak menşe için yüzde 75'lik bir eşik belirlemektedir ve bunun da ötesinde işgücü değeri için de eşik belirlenmiştir (içeriğin yüzde 40-45'i bölgede çalışan ve saatte en az 16 ABD doları kazanan çalışanlar tarafından yapılmalıdır).

BKEO daha fazla serbest ticaret anlaşması üzerine tartışmaların da önünü açabilir. Bu, Çin-Japonya ve Japonya-Güney Kore ikili ilişkilerini kapsayan ilk ticaret anlaşmasıdır ve Çin-Japonya-Güney Kore serbest ticaret anlaşmasının imzalanmasına dair çok iyimser beklentiler de vardır. Anlaşma için müzakereler 2012 yılında başladı ancak ara sıra yaşanan ikili gerilimler, müzakerelerdeki kararlı ilerlemeyi engelledi. 2020 yılı Kasım ayının başlarında, Çin başkanı Xi Jinping "Çin-AB yatırım anlaşması ve Çin-Japonya-Güney Kore serbest ticaret anlaşması için müzakereleri hızlandırma" sözü verdi.
 

Asya-Pasifik bölgesi için beklenen daha güçlü ticaret entegrasyonu, bölgedeki ekonomilerin bu durumdan eşit şekilde faydalanacakları anlamına gelmiyor. Hangi ekonomilerin bu durumdan daha iyi faydalanacağını görmek için iki şeye baktık: 1) ihracatta uzmanlaşma ve rekabet gücü ve 2) bölgedeki ticaret tamamlayıcılığı. Asya-Pasifik içindeki daha fazla ticaret entegrasyonundan en çok, Çin, Güney Kore, Singapur ve Japonya'nın yararlanabileceğini gördük.

Her bir ekonominin ihracat potansiyelini ölçmek ve karşılaştırmak için sektörel karşılaştırmalı avantaj endeksleri oluşturduk (metodoloji için bkz. Ek 2). Daha sonra, ihracat yapıları ve rekabetçiliğini karşılaştırmak için ülke çiftlerine göre korelasyonlara baktık (bkz. Şekil 4). Öne çıkan birkaç sonuç şöyle:

 

  • Gelişmiş Ekonomiler – Avustralya, Yeni Zelanda ve daha az ölçüde Japonya- bölgedeki diğer birçok ekonomiye göre özellikle farklı ihracat rekabet gücü profilleri sergiliyor. Bu, bölgede nispeten benzersiz olan bu ülkeler için sektörel uzmanlaşma kalıpları anlamına geliyor. Avustralya ve Yeni Zelanda için, ihracat nispeten daha fazla emtiaya dayalı. Japonya’nın, taşıt ve makine sektörlerinde karşılaştırmalı üstünlüğü çok yüksek. Ortalama karşılaştırmalı üstünlük endeksi de diğer ekonomilere göre oldukça yüksek (Çin hariç).
  • Bölgedeki diğer ekonomilerin çoğuyla düşük korelasyon içinde olan Hindistan ve Endonezya nispeten benzer profile sahip. Bunun nedeni, ihracatlarının hem emtiaya hem de (düşük katma değerli) üretilmiş ürünlere yönelik olması. İki ülke arasında Hindistan, son birkaç yılda ihracat rekabet gücünü daha hızlı artırıyor (bkz. Şekil 5).  
  • Dört Asya Kaplanı ve gelişmekte olan Asya'nın geri kalanı. Dört Asya Kaplanının ihracat rekabet gücü profilleri, Çin, Filipinler, Vietnam ve Malezya (ve daha az ölçüde Tayland) ile benzer. Bu durum söz konusu ekonomiler arasında hem tedarik zinciri entegrasyonu hem de rekabet olduğunu gösteriyor.

Zamana yayılı karşılaştırmada (bkz. Şekil 5), hem karşılaştırmalı üstünlüğe sahip oldukları sektör sayısını hem de performanslarını artırmayı başardıkları için Vietnam ve Güney Kore'nin bu grupta görece daha rekabetçi konuma geçtiği görünüyor. Kısmen ekonomisinin büyüklüğü sayesinde Çin, küresel olarak en çok ticaret yapılan sektörlerde belirgin şekilde yüksek karşılaştırmalı üstünlük sergiliyor.

Şekil 4: 2019 yılı sektörel karşılaştırmalı üstünlük endeksleri korelasyonları, ülke çiftlerine göre

Figure 4: Correlations of sectoral comparative advantage indices in 2019, by country pairs
Sources: International Trade Center, Euler Hermes, Allianz Research
Şekil 5: Asya-Pasifik'te sektörel karşılaştırmalı üstünlüğün zaman içinde değişimi
Figure 5: Over-time change in sectoral comparative advantage in Asia-Pacific
Sources: International Trade Center, Euler Hermes, Allianz Research

Rekabet gücünün yanı sıra, ekonomilerin sektöre göre ihracat yapılarının, ticaret ortaklarının ithalat yapılarına ne kadar uyduğunu anlamak da önemlidir. Bu amaçla, ticari tamamlayıcılık endeksleri oluşturduk (metodoloji için bkz. Ek 3). Şekil 6'da Ülke çiftlerine göre sonuçlar yer alıyor. Önceki paragrafta olduğu gibi aynı gruplara bakıldığında aşağıdaki sonuçlar göze çarpıyor:


  • Gelişmiş ekonomiler, özellikle Avustralya ve Yeni Zelanda bölgenin geri kalanından farklılık sergilemeye devam ediyor. Aslında, ortalama olarak gruptaki en düşük ticari tamamlayıcılık endekslerine sahipler. Japonya için, ortalama ticaret tamamlayıcılık endeksi, grubun ortasında. Buna ek olarak ticaretin çok olduğu birkaç sektörde güçlü bir karşılaştırmalı üstünlüğün olması, ülkeyi ticaret entegrasyonundan rahat bir şekilde yararlanabileceği bir pozisyona sokuyor.
  • Hindistan ve Endonezya, yine nispeten benzer ticari tamamlayıcılık profillerine sahip. Hindistan biraz daha iyi bir durumda (ortalama ticari tamamlayıcılık endeksi 58. Endonezya’nınki ise 52). Bölgedeki bu potansiyeline rağmen Hindistan BKEO'nun imzacısı değil ve son yıllarda Asya-Pasifik ile yaptığı ticaretinin toplam ticaret içindeki payı (yaklaşık yüzde 33) yatay seyrediyor.
  • Dört Asya Kaplanı ve gelişmekte olan Asya'nın geri kalanı. Bu ekonomiler benzer ihracat rekabet gücü profillerine sahip ama ticari tamamlayıcılık modelleri farklılık gösteriyor. Göreceli ticari açıklıkları biraz benzer olsa da Güney Kore, Malezya ve Singapur, ortalama olarak en yüksek ticari tamamlayıcılık endekslerine sahip ilk üç ekonomi olarak öne çıkıyor. Bu grup içinde Vietnam en düşük ortalama endekse sahip ülke.

Şekil 6: 2019 yılı Ticari tamamlayıcılık endeksleri, ülke çiftleriyle
 

Figure 6: Trade complementarity indices in 2019, by country pairs

düşük tamamlayıcılık (ticaret tamamlayıcılık endeksi 30'un altında)  orta düzeyde tamamlayıcılık (ticaret tamamlayıcılık endeksi 30 ile 55 arasında)                                                                                                               yüksek tamamlayıcılık (ticaret tamamlayıcılık endeksi 55'in üzerinde)

Kaynaklar: Uluslararası Ticaret Merkezi, Euler Hermes, Allianz   Araştırma

Son olarak, Şekil 7'de karşılaştırmalı üstünlük ve ticari tamamlayıcılık endeksinin iki kümesini kesiştirdik. Daha fazla bölgesel ticaret entegrasyonundan en çok; Çin, Güney Kore Singapur ve Japonya'nın fayda sağlayacağını görüyoruz. Yeni Zelanda, Avustralya, Filipinler ve Endonezya ise nispeten daha az fayda sağlayacaklar.

Şekil 7: Ticari tamamlayıcılık ve Karşılaştırmalı üstünlük
Figure 7: Trade complementarity vs. Comparative advantage
                                                    Not: eksenler, iki endeks kümesinin ilgili medyan değerlerinde kesişmektedir.
                                                    Kaynaklar: Uluslararası Ticaret Merkezi, Euler Hermes, Allianz Araştırma

Dünyanın ekonomik ağırlık merkezinin değişmesinin, küresel yumuşak gücün belirlenmesinden, küresel politika formüllerinin oluşturulmasına ve küresel para sistemine kadar her şeye etki edebilecek uzun vadeli sonuçları var: Bu alanlarda önümüzdeki on yıllarda dengenin yavaş yavaş Asya lehine kayması muhtemel. Politikayı belirleyenleri, böyle bir değişiklik ve özellikle ABD-Çin rekabeti arasında yol çizmenin zorlukları bekliyor. Örneğin, AB bir yandan ABD ile ittifakını sürdürebileceği diğer yandan da Asya’nın artan önemi ve bölgesel entegrasyonundan faydalanabileceği ticari bir strateji geliştirmek zorunda kalacak. Hem Çin hem de ABD ile ticaret anlaşmaları olan ve aynı zamanda ABD ile güvenlik ittifakını sürdüren Japonya böyle bir denge kurulabileceğinin örneği. Aralık 2020’de imzalanan AB-Çin Kapsamlı Yatırım Anlaşması, muhtemelen AB’nin, ABD-Çin rekabetinin ortasında kendi pozisyonunu tanımlama niyetini yansıtıyor.

Benzer şekilde, şirketlerin değişen dünya dengesinden ve Asya’daki daha fazla ticaret entegrasyonundan yararlanmak için kendilerini konumlandırmaları gerekecek. Son birkaç yılda imzalanan ticaret anlaşmaları ve müzakerelerde yaşanan sıkıntılar, bölgeler arasında muhtemelen çevre ve çalışma standartları ve devlet sübvansiyonları ile ilgili farklı hükümlerin olacağını gösteriyor. Şirketlerin, farklı rekabet ortamları anlamına gelen bu farklılıkları hesaba katması gerekecek.

Sektörel bir perspektiften bakıldığında, BKEO ve Asya’daki daha fazla ticaret entegrasyonu, ülkelerin karşılaştırmalı üstünlükleri doğrultusunda daha fazla uzmanlaşmasına yol açabilir (ülke başına ilk beş sektör için bkz. Şekil 8). Avustralya ve Yeni Zelanda için karşılaştırmalı üstünlük çoğunlukla emtia ve gıda sektörlerinde. Japonya, motorlu taşıtlarda bölgedeki en yüksek karşılaştırmalı üstünlüğe sahip. Ayrıca, tedarik zincirleri bölge içinde dağılan mekanik cihazlar ve elektrikli ekipman sektörlerinde de rekabetçi. Bunlar; Dört Asya Kaplanı, Çin, Filipinler ve Tayland’ın da en çok karşılaştırmalı üstünlüğe sahip olduğu sektörler. Bu nedenle, BKEO bölgede ticaret ve yatırım entegrasyonunu ilerletmeye devam edebilir.  

Şekil 8: Ülkelerin en çok karşılaştırmalı üstünlüğe sahip olduğu ilk beş sektör (2019)

Figure 8: Top five sectors of comparative advantage, by country (2019)
Kaynaklar: Uluslararası Ticaret Merkezi, Euler Hermes, Allianz Araştırma